Terörle Nasıl Mücadele Edilmeli?

avatar
Takip Et!

Abdülkadir Karaman

1951 yılında doğdu. 1971 yılında girdiği A.Ü. Hukuk Fakültesini1975 yılında bitirdi. Aynı fakültede ticaret hukuku dalında yüksek lisans yaptı. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyetinde Fiyat Artışları ve Enfasyon master teziydi. 15 yıl avukatlık yapan yazar, yirmi yılını iş hayatında geçirmiş, madencilik, mermer, bilişim sektörlerinde şirketler kurmuş ve yönetmiştir. Şimdilerde İzmir Seferhisar'da organik tarım işletmesi sahibi olan Abdülkadir Karaman'ın 1995 te yayınlanan 'Üretmek Yasamaktır' isminde bir kitabı, yine 2014 yılında 4. baskısıyapılan 'Alevi Sünni Kimliğinin Oluşumu' isimli ikinci kitabı bulunmaktadır.
avatar
Takip Et!

Latest posts by Abdülkadir Karaman (see all)

İstanbulda Havaalanında mümkün olduğu kadar çok masum insan öldürerek, tesirli eylem yaptığına ve kendini patlatarak şehid olduğuna inanan insanlarla veya aynı eylemlerle kendi kavmini kurtaracağına inanan bir başka teröristle nasıl mücadele etmek gerekir? Nereden başlamak gerekir? İster arkalarında istihbarat servisleri olsun, isterse kendiliğinden olsun,bir insanın masum insanları kadınları çocukları öldürmeye, kendini patlatmaya ikna eden psikoloji nedir? İnsan psikolojinin temelindeki esas kural şudur: İnsanların amelleri yani eylemleri, inançlarının ve imanının hayata geçirilmesidir. İnsanı inançları yönetir. Her eylemin arkasında doğru veya yanlış bir düşünce, bir felsefe ya da bir inanç vardır. Bu sebeble toplumların mücadelesinin temelinde de inançların mücadelesi vardır. Toplumsal dinamiklerin oluşmasında sınıf mücadelesi, ekonomik mücadele, sosyal ve siyasal farklılıklar ikincil etmenlerdir. Temel dinamik, inançların ve imanların mücadelesidir. Bu nedenle her teröristin eyleminin arkasında bir felsefe, bir düşünce, bir inanç ve iman vardır. Örneğin İşid’le mücadele edecekseniz önce onları bu eylemlere ve teröre iten inancı analiz etmelisiniz. Sonra bu inancın ve düşüncenin yanlışlığını ortaya koymalı ve ideolojik alanda, onları fikren ve inançsal olarak mağlub etmelisiniz. İşte bu psikolojik savaştır. Mesela İslam Peygamberinin yaptıklarına bakın; öncelikle bütün baskı, terör işkence ve ablukaya rağmen yıllarca ve ısrarla müşriklerin inançlarının temelsizliğini, hakikate aykırılığını, saçmalığını, Allah’ın yarattığı fıtrata aykırılığını ileri sürmüş, topluma kabul ettirmiştir. Sonrasında karşısındaki cephe çözülmüş, insanlar gerçeğin yanında, Allah’ın vahyinin yanında yer almaya, saflarını değiştirmeye başladılar. En sonunda da kafirlerin yanlarında marjinal bir topluluk kaldı. Mekke neredeyse kendiliğinden teslim oldu.
Günümüzde Müslümanların arasında İslam anlayışı bakımından iki ana akım olduğunu bilmeliyiz. Bu iki akım; Kurana dayanan onu ana kaynak kabul edenler ve diğeri de rivayet ve hadisleri Kuran’ın yanında onunla eşit hatta bazen rivayet ve hadisleri Kurandan üstün tutanlar. Öncelikle Kuran kaynaklı bir İslamla, rivayetlere ve nakillere dayalı İslam anlayışıyla çoğu yerde yüzdeyüz farklılık olduğunu bilmemiz gerekir. Kuran; ilk ayetlerinden başlayarak, Fatiha Suresiyle zirveye ulaşan Rahmet dininden bahseder. Rahmet, merhamet, şevkat, İslamın ana omurgasıdır. Fatihada Rabbimiz tanıtılırken önceliğe rahmet ve rahim sıfatları konulmuştur. Kuranda İkinci ana eksen ‘dinde zorlama yoktur’ ilkesidir. Üçüncü ilke İslamın türetildiği kök olan silm yani barışın esas olması, savaşın meşru müdafaa halinde istisnai olarak başvurulacak son çare olmasıdır. Tövbe Suresinde olduğu gibi sadece sıcak savaş şartlarında uygulanacak ‘kafirleri gördüğünüz yerde öldürün’ ayetleri gibi önlemlerin sadece ve sadece savaş şartlarında ve hukukunda uygulanacak ayetler olduğu bilinmelidir. Bu ayetlerin öncesi ve sonrası okunduğunda kolayca bu husus tesbit edilebilir. Bir de rivayet dinine bakalım: Bir çok uydurulan, yanlış anlaşılan, maksadını ve arka planını bilmediğimiz, bağlamından koparılmış ancak bazılarınca peygamberin söylediği iddia edilen sözlere göre; yukardaki bahsettiğimiz rahmetten, merhametten şevkatten bahseden, dinde zorlama olmadığını söyleyen ayetler, Tevbe Suresinin sadece savaş şartlarında (meşru bir savaş) uygulanması gereken ‘kafirleri gördüğünüz yerde öldürün’ ayetiyle neshedilmiştir! Bu mantıkla (mantıksızlıkla) bütün dünya ve bütün toplumlar hatta İslam toplumlarının içleri bile savaş alanı ilan edilmiş, her gördüğünüz yerde kafirleri öldürmek bir farz haline getirilmiştir. Bu inançla yetişen bir teröristin eline, bir de ‘mürtedleri öldürün’ ilkesini peygamberin verdiği görev olarak gösterirseniz kendisi gibi olmayan herkesi kafir ve mürted gören, hatta Kuranı esas alan müminleri bile kafir ilan eden fişlenmesini ve baskı yapılmasını isteyen tetikçiler ordusu yetiştirirsiniz. Bu insanda; ‘5.32Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir’ ayetine rağmen veya ‘4.93 – Fakat her kim bir mümini kasten öldürürse, onun cezası, cehennemde kalmak olacaktır. Allah onu mahkum edecek, lanetleyecek ve onun için korkunç bir azap hazırlayacaktır.’ ayetine rağmen kendisinin cennete, öldürdükleri masumların hepsinin cehenneme gideceğine inanan tetikçiler. Netice olarak ilk yapılacak iş; Kuran’a dayanan Kuran’ın emrettiği rahmeti merhameti şevkati ana eksene alan, dinde zorlama yoktur ilkesini insan iradesinin ve özgürlüğünün temeli yapan, zulmü ortadan kaldırmak ve meşru müdafadan başka bir amaçla savaşmayan bir din anlayışını yerleştirmektir. Kuran eksenli bir din anlayışını İslam topluluklarına yerleştirmedikçe bu bataklıktan daha çok sivrisinek çıkar. Bu savaşı yüreklerde kazanmadıkça, saldırganlığa karşı hakkı, savaşa karşı barışı, zulme karşı merhameti, zora karşı gönüllüğü rivayete ve uydurmalara karşı Kuran’ı savunmadıkça bu ilkeleri imanımızın temeli yapmadıkça ve buna müslümanların çoğunluğunu ikna ekmedikçe inandırmadıkça bu mücadeleyi kazanamayız. Kurtuluşumuz; Allahın vahyine dayanan, korunmuş, içinde çelişki olmayan, doğruluğundan ve gerçekliğinden şübhe olmayan mütevatir ve yazılı olarak bize tahrif olmadan ulaşan Kuranda ve Kuran müslümanlığındadır.

Sevebilirsin...