Sözünde Ahlâkı Var

avatar

Ruveyda Mintaş Çakar

1984 Manisa doğumludur. 2001'de Turgutlu İmam Hatip Lisesinden, 2006 yılında ise Çukurova İlahiyat Fakültesi D.K.A.B. bölümünden mezun oldu. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Tefsir A.B.D. yüksek lisans öğrencisi ve aynı zamanda Bornova'da bir Anadolu Lisesinde Din Kültürü ve A.B öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Evli bir çocukludur.
avatar

Latest posts by Ruveyda Mintaş Çakar (see all)

Söz, insanoğlunun dünya sahnesine çıkarken Rabbine ahdettiği emanettir, eylem ise bu emanetin yerine getirildiğine dair imzasıdır. Söz ve eylem aynı zamanda imtihan araçlarıdır, insanın yaratılış amacını yerine getirip getirmediğinin belgeleridir. İnsan söz ve eylemle kanıtlar hayatının kalitesini. Söz eylemin nişanı; eylem de sözün oku olur, eğer istikamet Vahiy dürbününden gözetleniyor ise hedef de Salih olur.

İnsanın Allah ile iletişimi de söz aracılığıyla olmuştur. Rabbin, kulundan sıkı sıkıya bağlı kalmasını istediği ilahi bir halattır söz, uyulduğu takdirde insanı şereflerin zirvesine çıkaracak iplerin en sağlamıdır. Sözlerin en şereflisi ise kendisine tesir edeni en müşerref kılandır. Yani müşerref olan, sözün en güzelini en erdemli eylemle şereflendiren insandır. İnsanların en şereflisi olan Peygamber de bu letafete, fiillere dökülmeyen söz yığınlarıyla erişmemiştir. O’nu El-Emin eyleyen sözler, sağlam iradeyle kıyama durup eyleme dönüşmüş ve muhteşem ahlakına hayat katmıştır. “Kuşkusuz Kuran şerefli bir Peygamberin Allah’tan getirdiği sözdür. O bir şair sözü değildir, siz ne kadar az inanıyorsunuz” (Hakka, 40-41)

İslam’da sözün eylemle buluşması, kişinin niyetinde samimiyetin ve imanın göstergesidir. Kaynağı tek sağlam köke dayanan sözlerin en mükemmelinin İlahi el ile dokunmuş fıtrata can katan eylemleri doğurması da hem dünya hem de ahirette gerçek felahın göstergesidir. Rabbine verdiği sözü fıtratına uygun eylemle yerine getiren insandan daha selim kim olabilir ki? “Allaha çağıran, iyi işler yapan ve ben Allah’a teslim olmuş müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır.” (Fussilet / 33)
“Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.” (Al-i İmran, 104)

İnsanın yaratıldığı ilk hali olan fıtrat, onun özüne sadık kalacağına dair Rabbine verdiği bir sözdür: “Rabbim beni tertemiz yarattın, asla lekelemeyeceğim.” Fıtrat insanın ilahi markasıdır. Markayı üzerinde sağlam bir şekilde taşımak için markayı vuranın sözüne kulak vermek ve söze uygun eylem ile O’na teslim olmak gerekir. “Rabbim özüm sendendir yalnız bana ilettiğin söz ile hayatıma neşve katabilirim, sözüme eylemimi kılıf yapabilirsem özüme dönebilirim, geçici mal-mülk, itibar, iktidar ile değil.” diyebilmektir fıtrata dönüş. “Rabbin, Adem Oğulları’nın sırtından zürriyetlerini alıp, bunları kendi hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle” dediler.Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz.” (Araf, 172)

Allah, sözün de, yerine getirildiğinin göstergesi olan eylemin de sınırlarını belirlemiştir. Söz ve eylemin kendisinde şereflendiği Peygamberler göndererek sözün sözde kalmayıp eylemle hayat bulduğu ahlak prototipleri çizmiştir. Sözlerin en güzeliyle eylemleri erdeme davet eden ayetler insanın yüreğine işlenmiştir. Sözü eyleme dönüştüren ihlas, havada kalmış sözden oluşan riyadan ayrılmıştır.
“Ey bilginler! Sizler Kitab’ı (Tevrat’ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Bakara, 44)

Kuran’a göre asıl kurtuluş, sözün en güzelini söylemekle kalmayıp sözü özüyle kıyama davet etmektir. Kuran ayetleri söz münafıklığının, eylemi ahlaksızlığa ittiğini vurgular. İman konusunda” İman ettik demeyin, eylemleriniz iman etmediğinizi gösteriyor” vurgusu taşıyan münafıklıkla ilgili bir çok ayetten de sözün, tek başına yeterli olmayıp delili, ahlakı, imzası olan eylemle yoğrulmadıkça öze ulaşılamayacağını bize vahiy bildirmektedir. “(Ey bilginler!) Sizler Kitab’ı (Tevrat’ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Bakara, 44)

Kul ile Rabbin üzerinde sözleştiği dinimiz müslümanı, elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyen kişi olarak tanımlamaktadır. Kendisinde şüphe bulunmayan dinin müntesiplerinin de bu ilahi sözleşmeye bağlı kalması için şüpheye, riyaya, samimiyetsizliğe itecek söz ve eylemlerden uzak durması hatta bunlara yaklaşmaması gekir. Aksi takdirde özüne uygun sözleşmeyi bozduğu için kendisini ve üzerinde yaşadığı yeryüzünü ziyan etmeye böylelikle Allah’ın azabına uğramaya mahkumdur.
“Ki (bunlar) Allah’ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.” (Bakara, 27)
“Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap nedenidir.” (Saf, 2-3)

Sevebilirsin...