Semud Kavmi Ve Kıssasının Günümüze Yorumlanması

avatar
Takip Et!

Abdülkadir Karaman

1951 yılında doğdu. 1971 yılında girdiği A.Ü. Hukuk Fakültesini1975 yılında bitirdi. Aynı fakültede ticaret hukuku dalında yüksek lisans yaptı. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyetinde Fiyat Artışları ve Enfasyon master teziydi. 15 yıl avukatlık yapan yazar, yirmi yılını iş hayatında geçirmiş, madencilik, mermer, bilişim sektörlerinde şirketler kurmuş ve yönetmiştir. Şimdilerde İzmir Seferhisar'da organik tarım işletmesi sahibi olan Abdülkadir Karaman'ın 1995 te yayınlanan 'Üretmek Yasamaktır' isminde bir kitabı, yine 2014 yılında 4. baskısıyapılan 'Alevi Sünni Kimliğinin Oluşumu' isimli ikinci kitabı bulunmaktadır.
avatar
Takip Et!

Latest posts by Abdülkadir Karaman (see all)

Semud Kavmine ve Salih Peygambere Verilen Allah’ın Devesi ve Onun Kıssasının Günümüzdeki Karşılığı Üzerine Düşünceler

Çağımız anlayışına hitap eden, vahyi ihya eden yeni bir Kuran diline gereksinim duyduğumuzu çokca açıklamıştık. Örneğin Enfal Suresi 60. ayette: ”Sizler de onlara karşı gücünüzün yettiği her çeşit kuvvetten savaş için beslenen atlardan hazırlayın; onunla hem Allah’ın düşmanı hem sizin düşmanınızı, hem de sizin bilmediğinizi fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız mükafatı size tamamen ödenir ve hiç zarara uğramazsınız.” Günümüzde hiç kimse düşmanlarını korkutmak için tanklara zırhlı birliklere ve uçak füzelere karşılık savaş için beslenen atlar (süvari birliği) hazırlamayı düşünmez. O halde ayetin görünür anlamına bakarak eyleme geçersek Rabbimizin ilahi amacını kavrayamaz hatta komik duruma düşeriz. Yeni bir Kuran dili veya vahyi günümüz diliyle ihya derken işte bu durumları amaçlıyoruz. Günümüzde ”düşmanları korkutacak savaş için beslenen atlar ne olabilir ?” Sorusunu sorduğunuzda siz yeni bir Kuran diline ihtiyaç duyuyorsunuz demektir. At vahyin indiği dönemde mobil, hareketli ve hızlı bir ordunun ana unsuruydu. Aynı zamanda sürücüsüne düşmanı üstten tepeden gözetleme ve vurma olanağı veren bir savaş aracıydı. Rabbimizin ilahi maksadı müslümanların ordusunun da savaş için beslenen bu atlarla hareketli hızlı ve üstünlük sağlayan bir güce kavuşması olsa gerektir. Bu sebeble bu atların bu günkü karşılığı zırhlı birlikler, uçaklar ve füzelerdir. Yoksa günümüzde düşmanı beslenen atlarla korkutamazsınız. İşte ayetlerin günümüz idrakine nasıl anlatılacağına bu yaklaşımla bir başka örnek olan Semud kıssasıyla devam etmek istiyoruz.

Salih Peygamber ve Semud kıssası diyebileceğimiz konu Kuran’da üç surede ayrıntılı olarak anlatılır. Araf 73-79, Hud 64-68, Şems 11-15. Bu surelerden Araf Suresinin ilgili ayetlerinin mealini sıralarsak kıssayı olay olarak anlayabiliriz:

Araf 73-79: Semud’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine/açık bir kanıt gelmiştir. İşte şu, Allah’ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi.” “Hatırlayın ki, Allah sizi Ad’dan sonra halefler yaptı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. O’nun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz, dağlarını yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin.” Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere şöyle dediler: “Siz Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” Onlar: “Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz.” dediler. Kibre sapanlar şöyle konuştu: “Biz sizin inandığınızı inkar edenleriz.” Bu arada dişi deveyi boğazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp şöyle dediler: “Ey Salih! Eğer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiğin şeyi önümüze getiriver.” Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsıntı/o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler. Nihayet, Salih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”

Şems Suresinde bir kaç ayrıntı daha var ki onun için kıssayı oradan da aktaralım.

Şems 11-15: ”Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah’ın elçisini) yalanladı. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah’ın Resûlü onlara: «Allah’ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya! ”

Kıssayı düşünürsek günümüz insanı için bu dişi deve neyi temsil ediyor? Günümüzde vahye işaret (ayet) olabilecek böyle bir deve var mıdır? Neden Semud kavmi deveyi ayaklarından keserek öldürmek istediler? Bir deve, neden bir kavmin toptan yokolmasına sebeb olsun? Bu sorulara yanıt alabilmek için kıssayı günümüze getirmek, kıssada bahsedilen unsurları irdelemek ve çağımız kavrayışına yeni bir Kuran diliyle sunmak gerekiyor.

Kıssayı anlayabilmek için bazı kavramları irdeleyelim. Öncelikle burada anlatılan dişi deve Salih’in devesi değil, Allah’ın devesidir. Orjinal kelime nakatallahi’dir. Nakatallahi Allah’ın devesi demektir. Öncelikle cevaplamamız gereken soru: ”Allah’ın Devesi olur mu?” Allah’a mal izafe etmek ne demektir? Öncelikle bu sorulara Kuran’ın verdiği cevabı Kuran’dan araştırmalıyız. Yine bu konuda Kuran’dan birkaç örnek verelim:

Müzzemil 20 de:’…..Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin….”

Enfal 1: Sana ganimetlerden sorarlar; de ki: “Ganimetler, Allâh’ın ve Elçi(si)nindir. Siz, (gerçekten) inananlar iseniz, Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah’a ve Elçisine itâ’at edin!”

Enfal 41 :Bilesiniz ki, (savaşta) ganimet olarak her ne ki ele geçirdiyseniz onun beşte biri Allah’a ve Rasule; yakın akrabaya, yetimlere, ihtiyaç içinde olanlara ve yolda kalmışlara aittir.

Haşr 7: Bu beldelerin halkından (ganimet olarak) ne alındıysa Allah, hepsini Elçisi’ne devretti, (ganimetin tümü,) Allah’a ve Elçisi’ne, (ölen müminlerin) yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir; (böyle yapıldı) ki o, içinizden (zaten) zengin olanlar arasında dolaşıp duran (bir servet) haline gelmesin. Bu nedenle, Elçi size (ondan) ne kadar verirse (gönülden) kabul edin ve size vermediği şey(i istemek)ten kaçının; ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Çünkü Allah misillemesin de çetindir.

Bu ayetlerden de anlayabileceğimiz gibi Allah’a ait olduğu belirtilen mallar aslında kamuya tahsis edilen mallardır. Allahın malı kavramı kamu otoritesini temsil edenlere Peygamber, halife, emir vs. gibi yöneticilerin emrine tahsis edilen mallardır. Yine Haşr 7. den de anlaşılacağı gibi bu mallar üzerinde birinci derecede hak sahibi olanlar; yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolculardır.

Kıssadan Hz. Salih’in de Allah’ın kendisine bir kanıt bir mucize olarak verdiği bu sebeble yavrusu ve sütü bol olması gereken dişi deveyi, yani Allah’ın devesinin semerelerini yetimlere ve yoksullara tahsis ettiğini anlayabiliriz. Tıpkı Allah’a ait olduğu bildirilen ganimet mallarının birinci derecede yetimler ve yoksullara ait olduğu gibi.

Kıssada dikkat çeken bir başka nokta da; devenin Allah’ın arzında (erdillahi) serbestçe otlaması (Araf 73) ve su hakkına riayeti emreden Şems Suresi 13. ayetidir. Bilindiği gibi Semud kavminin yaşadığı bölge Arabistan yarımadasıdır. Bu bölgede su, çok önemli bir ihtiyaç olup, çok kıt bulunan bir kaynaktır. Hayvanların sulanması bu sebeblerle sırayla belli günlerde belli sürülere tahsis edilerek yapılıyordu. Kıssada anlatılan deveye de bir gün tahsis edildiği anlaşılıyor. Devenin semerelerinin kamuya, dolayısıyla yoksul ve yetimlere tahsis edildiğini yukarıda açıklamıştık. Allah’ın devesi terimi; devenin yavrularından ve sütünden yetimlerin ve yoksuların istifade ettiğinin kanıtıdır. Diğer develer ve sürüler özel mülkiyete konu şahısların mallarıydı. Semud kavmi yetimlere ve yoksullara tahsis edilmiş bir hayvana su kaynağının ve meraların bir kısmının ayrılmasını kabullenemiyorlardı. Su sırası; bazı günlerdeki su içme hakkının yoksulların devesine verilmesini gerektiriyor, kendi hayvanları o gün su içemiyordu. Yani su ve mera, kendi özel servetleri olan develere ayrılmalıydı. Yetim ve yoksullara bir hak verilmemeliydi. Onların hakkı olan kaynaklar ortadan kaldırılmalıydı. O halde yok oluşa ve azaba giden yolda Semud kavmi kodamanları bir çete oluşturarak, deveyi önce ayaklarından sonrada göğsünden keserek öldürdüler. Yine ayetlerden anlaşıldığı gibi bunlar bir topluluk olup ”içlerinden en azgınları” Allah’ın devesini öldürdüler. Bu ifadelerden bunun bireysel bir suç olmayıp, çete veya örgütlü bir suç olduğunu gösterir. Asıl amaçları, yetim ve yoksullara, su ve mera gibi kamu kaynaklarından mal ve hak ayrılmamasıydı. Bu suç yetim ve yoksulları korumaya alan Allah’a ve Peygamberlerine karşı işlenmiş bir suç niteliğindeydi. Karşılığında onlar toplum olarak da dünyada şiddetli azaba çarptırıldılar, ahıretteki azaplarıysa daha da şiddetli olacaktı.

Kıssayı günümüze getirirsek: Günümüzde Allah’ın devesi; kamu hazinesi, vakıf, hayrat gibi kamuya yetim ve yoksullara tahsis edilmiş mallar ve kaynaklardır. Semud kavminin azgınları eşkiyaları ise bu kamu mallarını, vakıf mallarını, dernek mallarını hayrat mallarını ve kaynaklarını kurutanlar, kesenler, yağmalayanlar ve özel mülkiyetlerine geçirenlerdir. Bu suçları işleyen günümüzde ki her insan ve toplum Semud kavminin inkarcıları olan sınırlarını aşmış zalimleri gibidirler. Bunlar hem bu dünyada hemde ahirette azabı hakeden suçlulardır.

Sevebilirsin...