Neden Sadece Müslümanız Demiyoruz?

Bir kısmımızın bilerek, birçoğumuzun da bilmeyerek tekrarladığı bazı sözler ve tanımlamalar vardır. Bunların çoğunun bizi nerelere götüreceğinin farkında olmadan dilimize dolarız. Bunların içlerini açmaya çalışacağım. Ehli sünnet vel cemaat kavramı içeriği itibarıyla sünnete bağlılık ve Resulullah’tan sonra gelen sahabelerin çoğunluğunun yolunu ifade ettiği söylenir. Bu kavramı kullanan karşı tarafı peşinen sünnete bağlı olmamakla eleştirir ve itham etmiş olur. Vel cemaat ise sahabenin çoğunluğunun durduğu tarafı ifade ettikleri iddiasındadır ki; bu pratikte saltanatı ele geçiren Emevi hanedanının destekçilerini ifade eder. Hz. Hüseyin, Kerbala’da yalnız kalmış, vel cemaat, Yezid’in yanında olmuştur. Yani bu kavramın içeriğinde, halkın çoğunun tuttuğu veya gittiği yol iması vardır. Şia mezhebini savunanlara sorarsanız; asıl sünnet yolunda olanlar kendileridir, diğerleri hatta sahabenin önemli bir kısmı sünnetten ayrılmış ve Resulullah’ın mesajını bulandırmışlardır. Bu iddialarını o kadar ileriye götürürlerki; ehli beyt’ten olan Resulullah’ın eşi Hz. Ayşe, Ebubekir, Ömer, Osman’ın İslamı yozlaştırdıklarını savunurlar. Burada sayamayacağımız kadar bir çok mezhepte aynı yolu izler, kimi bir gurup sahabeyi, kimi başka bir sahabeyi örnek aldığını iddia ederek kendi görüşlerini savunurlar. Tarihte kalmış ve kalması gereken, çoğunun arka planını bu günden bilemiyeceğimiz bir çok çekişmeyi günümüze taşırlar. Bundan sonra da müslümanların birlik olamadıklarından parça parça olduklarından şikayet ederler. Doğru yolun da kendi tuttukları mezhep olduğunu savunup, herkesi kendi görüşlerine kendilerince tek doğru yola çağırırlar. Bu parçalanmışlık halinin sona ermesi için önce temeldeki inanç, bilgi kaynağı ve fikirlerimizin bir olması gerekir.

Öncelikle şunu tesbit etmemiz gerekir; Kuran bizden topluca Allah’ın ipine sarılmamızı ve parçalanmamazı istiyor. (Ali İmran 103:’Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O’nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah’a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor.’). Ayetin anlamından ‘Allah’ın ipine yani Kuran’a sarılmazsanız, ayrılığa düşersiniz’ kuralını çıkarabilirsiniz. Temel sorun da aslında budur. Mezhep anlaşmazlıklarının temelinde metod sorunu vardır. Sünnetin önemi yani Resulullahın uygulamaları ve örnekliği konusunda kimsenin şüphesi yoktur. Ancak sünnet nedir? kaynağı nedir? Dediğinizde farklılıklar başlıyor.

Kendilerine ehli sünnet vel cemaat diyenler sünnetin kaynağını hadisler, hadislerin kaynağının da Kütübü sitte denilen 6 hadis kitabı olduğunu iddia ederler. Şia ise; hadislere en az ehli sünnet denilen hadisçiler kadar önem verir, ancak sünnetin kaynağının ehli beytin naklettiği hadisler olduğunu savunurlar. Derler ki; bütün sahabeler, udül (hadis nakline ehil, sika=güvenli) değildir. Allah tarafından manen desteklenen, hatta görev verilen kişi veya kişiler yetkili olabilir. Bunlar Eh-i Beyt’tir, hatta sadece Allah tarafından müslümanların başı seçilen “İmamlar”dır. Bu da hadislerde bile soy takibini gerektirir, ehlibeyt soyunun dışındakileri güvensiz ilan etmektir.

Bu sebeble ehli sünnet ve şia arasında ayrılık konusu; hadislerin öneminde değil, kaynağında yani nakledenlerin güveninirliğinde ve bu konudaki metod farklılığındadır. Her iki metodda da bazı raviler, yani rivayeti nakleden insanlar vardır, bunların güvenilir olanları veya içtihadında isabetli olanları; ehli sünnet takipçilerine göre 6 hadis imamı, şia takipçilerine göre ehli beyt imamları ve alimleridir. Her iki mezhepte kendi alimlerinin daha güvenilir olduğunu veya daha isabetli olduğunu savunur, onların alimliği, isabetleri ve doğruluklarına dair birçok insani gerekçeler sunarlar. Halbuki her iki gurubun ve hatta diğer mezhepçilerin unutmamaları gereken bir gerçek vardır; o da her insani işin ve eylemin içinde ne kadar samimi olursa olsun mutlaka bir hata ve yanılma payı vardır.

Özetle diyebiliriz ki; ayrılıklar ve farklılıklar Kuran’dan değil, hadis nakillerinden, farklı rivayetlerden ve metodların farklılığından kaynaklanmaktadır. Hatta çoğu ihtilaf peygamberimizin vefatından sonra, Kuran’ın tamamlanmasından sonraki olay ve fikirlerden kaynaklanmaktadır. Sorunun çözümü ve müslümanların birliği; dinin orijinal kaynağına dönmek, onu en üst otorite haline getirmek, insan müdahalesi unsurlarını mümkün olduğunca azaltmaktan geçer. Kuran Resulullah’ın sağlığında onun gözetiminde, vahiy katiplerince yazılı hale getirilerek, hatta her Ramazan tekrar edilerek kayıt altına alınmış, tahriften ve insan müdahalesinden korunmuş, ümmetin tamamının ittifakla üzerinde mutabık kaldığı tek orijinal kitap ve dinin kaynağıdır. Kuran; aslında onu hayata geçiren ve bize örnek olduğu bildirilen Resulullah’ın yaşam tarzının, yani Kuran’ın hayata tatbiki olan sünnetinin de kaynağıdır. Sünneti rivayetlerde değil, asıl örneklerini Kuran’da bulacağımızı da bilmeliyiz. Kuran’ın 6236 ayeti ( not;bu sayı besmelelerin ayetlere dahil edilip edilmemesine vs. göre değişebilir, ancak metin aynıdır ve tekdir.) her müslümanın üzerinde kayıtsız şartsız kabul ettiği 6236 ilkeyi içerir. Bu hepimizin ve bütün mezheplerin ortak paydasıdır. Hiçbir rivayet ve nakil, bu ilkelerin üzerinde değildir, onları tekzip edemez. Önemli olan müslümanların da inanç ve yaşam dünyalarında bu ilkeleri en üste yerleştirmeleridir. Rabbimizin kitabında tamamlanması gereken (Maide 3: …”Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim…”) bir eksiklik ve noksanlık olmadığı gibi haşa unutulmuş bir husus da yoktur. Bize lazım olacak herşey orada bildirilmiştir. İhtilaf ve farklılıklar nereden kaynaklanırsa kaynaklansın 6236 ortak ilke müslümanların birliğini ve kardeşliğini sağlayacak, onları iç çekişme ve kavgalardan kurtaracaktır. Bu ilkelerin dışındaki alanlar da dinin ana konusu olan alanlar değil, bu ana ilkelerle ve içtihadlarla düzenlenecek alt alanlardır. Onlarda zaman ve mekanla değişebilir. Neden en ufak farklılıklara vurgu yapıp ayrılıkları arttıralım? Neden mütevatir olan üzerinde hiçbir ihtilaf olmayan 6236 kuran ayetini öne çıkararak birliği sağlamayalım.?

Peygamberimizin kendi hadislerinin yazımını yasakladığı, kitaplaştırılmasını istemediği, tarihi gerçektir. Kendisinden sonra gelen 4 halife de ısrarla bu yasağı devam ettirmiş, hatta kendilerinin Nebi’nin sözlerini unutmamak için aldıkları notları yani hadisleri dahi yaktırıp yokettikleri bilinmektedir. Bunun sebebini sadece Kuranla karıştırılmamasına bağlamak yanlıştır. Nebi ve halifeleri, bu sözlerin ileride nasıl istismar edileceğini, bir çok uydurmaların Nebi’nin gerçek sözlerinin arasına katılabileceğini, arka planını bilmeden bir sözü cımbızla almanın doğru olsa bile başka anlam ve amaçlara çekilebileceğini görmüşlerdi. Ayrıca Nebi’nin sözlerinin bir kısmı da kendi çağında ve zamanında sorunların çözümü için söylediği sözler ve aldığı kararlardı. Bunların çoğu da tarihseldi. Kuran’ın dışındaki Nebi’nin emirleri; örneğin Uhud da okçular tepesinin korunması emri gibi. Şimdi kimse Uhud da o tepeyi beklemiyor. Bu emir o zamanda o müslümanları bağlıyordu. Onlar için bu emre uymak zaruriydi. Savaş bitince emir de tarihe mal olmuştu. Resulullah’ın bize örnek olan davranış ve vahiy uygulamaları yani sünneti ise Kuranla kayıt altına alınmış ve bize intikal ettirilmiştir. Bu sünnetlerde bir ihtilaf yoktur. Tıpkı Hz. İbrahim’in Kurandaki örnekliği gibi.

Netice olarak; Eğer müslümanların birliği ve beraberliğin de samimi isek; İslam ve müslüman kimliği yerine mezhebi kimlikleri öne çıkarıp, savunarak, insanları içinde doğdukları mezheblerine çağırarak, ehli sünnet omurgası veya şia omurgası gibi sloganlarla müslümanların hizipleşmesini arttırmak ve keskinleştirmek yerine; Kuran’ın otoritesini ve ortak paydalarını öne çıkararak müslümanların birleşmelerini, saflarını sıklaştırmalarını sağlamalıyız. Kaynakta birliği sağlarsanız, amelde de birliği sağlarsınız. Özetle müslümanların birliği için Allah’ın ipine (Kuran’a) topluca sarılın.

Sevebilirsin...