MİLLETLERİN DEĞERİ SOYLA SOPLA DEĞİL MARUFLARIYLADIR

avatar
Takip Et!

Abdülkadir Karaman

1951 yılında doğdu. 1971 yılında girdiği A.Ü. Hukuk Fakültesini1975 yılında bitirdi. Aynı fakültede ticaret hukuku dalında yüksek lisans yaptı. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyetinde Fiyat Artışları ve Enfasyon master teziydi. 15 yıl avukatlık yapan yazar, yirmi yılını iş hayatında geçirmiş, madencilik, mermer, bilişim sektörlerinde şirketler kurmuş ve yönetmiştir. Şimdilerde İzmir Seferhisar'da organik tarım işletmesi sahibi olan Abdülkadir Karaman'ın 1995 te yayınlanan 'Üretmek Yasamaktır' isminde bir kitabı, yine 2014 yılında 4. baskısıyapılan 'Alevi Sünni Kimliğinin Oluşumu' isimli ikinci kitabı bulunmaktadır.
avatar
Takip Et!

Latest posts by Abdülkadir Karaman (see all)

‘Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allâh yanında en üstün olanınız, (günâhlardan) en çok korunanınızdır. Allâh bilendir, haber alandır.’ Hucurat 13.”Ya eyyuhen nasu inna halaknakum min zekeriv ve unsa ve cealnakum şuubev ve kabaile li tearafu, inne ekramekum indellahi etkakum, innellahe alimun habîr.”

İnsanların yaratılmasında asıl bakımından bir üstünlük ve farklılık söz konusu değildir. Her insan, bir erkekle bir dişiden ve aynı türden yaratılmıştır. Biyolojik olarak aynı kökene sahip oldukları gibi insan türünün ortak özelliklerini taşırlar. Derilerinin renginin farklı olması, kan gurupları, veya fiziki farklılıkları, insanların ve toplumların hukukları ve değerleri açısından bir üstünlük nedeni değildir. İnsanların arasında bir farklılık ve üstünlük söz konusu olursa bu sonradan ve çevreden kazanılan özellikler dolayısıyladır. Bunların en hayırlısı birey için takva, toplum için aklen ve dinen iyi, güzel ve doğru olan maruflardır.
Çünkü Rabbimiz; “İnsan için ancak sa’y-u gayreti(emeği ve çabası) vardır” (Necm. 39) buyurmuştur. Oysa soy, ten rengi ve kan insanın çalışmasıyla çabalarıyla elde ettiği bir şey değildir.
Rabbimiz önce insanı yarattığını bildirdikten sonra ‘sizi milletler ve kabileler olarak ayırdık’ demektedir. Toplumların milletler ve kabileler olarak ayrılmasının nedenini ise ayetin devamında açıklamaktadır.
Toplumların millet millet ve kabile kabile olarak ayrılmasının sebebi; tearuftur(karşılıklı tanışma, arifleşme).
Tanışmanın hikmeti yani ilahi amacının ne olduğu konusunda iki görüş vardır;
a) Tanışmanın amacı, karşılıklı yardımlaşma olup, övünüp böbürlenme ve üstünlük değildir.;
b) Tanışmanın amacı, karşılıklı olarak iyilikte yarışmadır; birbirinize düşman olma değil.. Hucurat Suresinin bundan önceki ayetlerinde açıklanan ve kınanan ayıplama, alaya alma ve gıybet ise, karşılıklı olarak iyilikte yarışmaya değil de, birbirinize düşman olmaya götürür!..” demektir. Bu ayette tanışma olarak genellikle anlamlandırılan tearuf kelimesini incelersek;
Tearafu: Kökü ve türetildiği kelimeler urf, örf, irfan, arif ve marifet ile maruf gibi kelimelerdir. Bunlardan maruf; dinen ve aklen iyi olan şeylerdir. O zaman litearufu kelimesini tanışmaktan öte karşılıklı iyi olan şeylerde yarışmak olarak da anlamlandırabiliriz. Bir hadiste de bu durum;(Buhari 9.Cilt 4373.) ‘Örf ; maruf demektir.’ olarak geçer.
Tearuf: Kuranda bir de Yunus 45 te geçer. Yunus suresinde bilme anlama tanışma anlamında kullanılmıştır. Hucurat Suresinde ise bilme ve tanışmadan daha kapsamlı olarak; örflerde ve maruflarda yarışma anlamında kullanıldığı düşünülebilir. Tearuf kelimesinin kök anlamı üzerinde durursak kelimenin kökünün irfan ve urf (örf) ve marifetle aynı olduğunu tesbit edebiliriz. Maruf; derinden derine düşünülerek güzelliği ve iyiliği kabul edilmiş fiil söz ve gelenektir. Ragıp ise marufu:”güzelliği akıl ve din aracılığı ile bilinip belirlenen her fiildir” der. Aynı kökten gelen örf ise bir toplumun iyi ve güzel söz ve davranışları yani gelenekleridir. Bu anlamlarla tearuf kelimesini irdelersek toplumların maruflarda yani iyi güzel değerlerde yarışması olarak anlamlandırmak daha uygun olacaktır. Kavimlerin tanışmasının amacı; örflerin ve değerlerin tanışması ve yarışmasıdır. Yani marufların. İnsanların da birey olarak takva ile yarışması gibi. Üstünlükte sadece değerlerin üstünlüğüyle olur. Örf içinde neler vardır? diye düşünürsek: a) dil b) toplumsal ahlak c) belirgin ve güzel iyi gelenekler d) görgü ve adabı muaşeret kuralları . O halde bu değerler toplumların Rabbimiz katında kerem oluşunun yani kıymetinin ölçüsüdür. Bu değerleri yitiren kötü ve çirkin değerler üreten toplumlar yok olmaya mahkumdur. Aynen Kuran kıssalarında anlatılan ahlaki değerlerini yitirmiş Lut toplumu, ölçüyü ve tartıyı doğru yapmayan Şuayb peygamberin toplumu, Medyen Halkı veya tiranlaşan firavunun kavmi gibi toplumların da ilahi bir kanun ve ceza olarak yok edilmeleri gibi.
Toplumları meydana getiren unsurları ikiye ayırabiliriz. Birincisi maddi unsurlar ki bunların içinde onların ırki özellikleri renkleri, vücut yapıları uzun kısa atletik tıknaz oluşları gözlerinin çekiklikleri saç renk ve şekilleri kalıtımsal özellikleri gibi. Bunların tamamı doğuştan gelen insan iradesinin dışında olan görülebilen ölçülebilen özelliklerdir. Toplumları oluşturan unsurların ikincisini manevi özellikler olarak adlandırabiliriz. Bunlar da dini, dili, toplumsal değerleri diyebileceğimiz örf ve gelenekleri, kültürü, görgü ve nezaket kuralları, toplumsal hedefleri v.s. dir. Bunlar sonradan edilinilen kazanılan özelliklerdir.
Bu ayette Rabbimiz, bize kendi katında toplumların farklılıklarına sebeb olan maddi özelliklerin bir değeri olmadığını, onun gözünde kıymetli olanın marufta yarışma, iyilikte öne geçme olduğunu bildirmektedir. Tearuf maruflarda (dinen ve aklen güzel olanlarda) yarışma bir nevi güzel değer örf ve gelenek üretme yarışması anlamına gelir. Bir toplumun da Rabbimizin katındaki değeri; ürettiği iyi ve güzel değerler kadardır. Bir toplum ne kadar ahlaklı ve dürüstse, bir toplum ne kadar merhametli ve yoksula yardım ediyorsa, bir toplum ne kadar dürüst ve adil ticaret yapıyorsa Rabbimizin katında da o kadar değerlidir. Bir toplum ne kadar ilme ve adalete değer veriyorsa, ya da diğer insanlara güven ve emniyet veriyorsa o kadar değerli ve faziletlidir. Değerli olmak ise bu ayette kerem sahibi olmak, ikram edilenlerden olmakla eş anlamlı olarak kullanılmıştır.
Kerem sahibi (ekrem) olmak: Kerem hem özünde olan bir şeyden dolayı, hem de ahlaki bir haslete sahip olduğu için şeref, kalite ve üstünlük sahibi olmaktır. Üstünlükte sadece değerlerin üstünlüğüyle olur. Allah’ın insana ikram ettiği akıl idrak vicdan ve bilgi onda bir sorumluluk ve bilinç durumu oluşturur bu takvadır. Yağmur getiren buluta ”kerume’s sehabu” denilir. Bitki örtüsü kaliteli olan yere ”ardun mekrametun” denir. Kendisine karşı şuç işleyenin suçunu affedip cezasından vazgeçmek el kerem fil hulk olarak adlandırılır. Istılahta tüm güzellik iyilik hayır ve bağışı kapsar. İsra 17-70 de : ‘biz insana kat kat ikram ederek onu üstün ve şerefli (değerli) kıldık.’ Toplumların Rab’bimiz katındaki üstünlükleri ürettikleri değerler, maruflar kadardır. Bunlar da bireylerin takvasından başlayıp, toplumların gelenekleştirdiği, akıl ve dince iyi doğru ve güzel olan değerlerdir..
Bu kuralın birey ölçeğinde anlamı; insan, maddi unsurlarıyla değil, takvası (sorumluluk bilinci, ahlakı) ile değerlidir. Ayette geçen kerem sahibi olmak onur kalite ve üstünlük ve ikram edilmiş olmak anlamlarına gelir. Bu da bize değerli üstün ve şerefli olmanın kan, soy, renk gibi doğuştan gelen maddi özelliklerden değil, sonradan bilinçle ve emekle elde edilen, sorumluluk bilinci,vicdan ve ahlak gibi değerlerle olacağını belirtmektedir. İşte bu takvadır. Takvanın en düşük mertebesi, kulun, yasaklardan kaçınması, emredilenleri yapması; ancak bu ikisi ile, huzur bulup, kendini emniyet içinde duymasıdır. Kim en muttaki olursa Allah katında kerim yani değerli olan da odur. Ne kadar sorumlu davranırsanız o kadar üstün olursunuz.
Daha sonra Rabbimiz, “Şüphesiz Allah, herşeyi bilen, herşeyden haberdar olandır” buyurmuştur ki bu, “Allah, sizin görünenizi de bilir, soyunuzu sopunuzu bilir, içinizde gizli olandan da haberdardır. Sır ve gizli kabul ettiğiniz şeyler, O’na saklı gizli değildir. Binâenaleyh, takvayı, başlıca işiniz haline getiriniz ve O, size (ikramını) arttırdığı gibi, siz de takvanızı arttırınız..” demek olup, Rabbimiz bizlerden takvamızı arttırıp, değerli kullar haline gelmemizi istemektedir.

Sevebilirsin...