Kur’an’ı Kur’an’ca Okumak

avatar

Ruveyda Mintaş Çakar

1984 Manisa doğumludur. 2001'de Turgutlu İmam Hatip Lisesinden, 2006 yılında ise Çukurova İlahiyat Fakültesi D.K.A.B. bölümünden mezun oldu. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Tefsir A.B.D. yüksek lisans öğrencisi ve aynı zamanda Bornova'da bir Anadolu Lisesinde Din Kültürü ve A.B öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Evli bir çocukludur.
avatar

Latest posts by Ruveyda Mintaş Çakar (see all)

“Bu Kur’ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri ögüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir.” (İbrahim/52)

Kur’ân’da “okumak” anlamında kullanılan fiilleri incelediğimizde eylemsel olarak bizzat gerçek manada okumayı ifade eden çesitli fiillerin kullanıldığını ve bu manada en çok kullanılan fiillerin ‘kıraat, tilavet, tertil’ mastarlarından türetildiğini görmekteyiz.

I. KIRAAT BAĞLAMINDA OKUMA:

“Okuma” anlamında ilk kullanılan fiil ‘ikra’, sözlükte, okurken harf ve kelimeleri bir arada toplamak anlamına gelen ‘kıra-e’ mastarından türemiştir. Bu bağlamda Peygambere gelen bu ilk emirden kastedilen, ilahi vahyin içerdiği harfleri, muhatabın aklında ve kalbinde anlam oluşturacak şekilde bir araya getirip okumak anlaşılmaktadır.

“Şüphesiz biz Kur’ân’ı insanlara zaman içinde kısım kısım okuman ve böylece onların daha iyi anlayıp kavramalarını sağlaman için peyderpey indirdik.”(İsra 17/106.)

“Biz sana Kur’ân’ı okutacağız sen de Allah dilemedikçe onu asla unutmayacaksın.”(A’la 87/6.)

Ayetlerde geçen ‘Kırae’ mastarından türeyen bu fiil, daha çok vahye muhatap olma durumunda, harflerin akılla uyumlu ve anlamlı bir şekilde toplanıp dilsel manada okuma eylemini kapsamaktadır.

“Kıraat kavramı, Kur’ân’da doğrudan Kur’ân okumayı ifade etmek için kullanılmıştır. İlgili ayetler siyak sibak bütünlüğü içerisinde bir arada değerlendirildiğinde bu okumanın salt telaffuz etme ve seslendirmeyi değil, bilakis öncelikle insanın okunan ayetleri iyice dinlemesini ve doğru bir şekilde anlamasını, dolaylı olarak da onlara uymasını içerdiği anlaşılmaktadır.”

“Şüphesiz onu toplamak ve okutmak Bize aittir. Öyleyse Biz, onu okuduğumuz vakit sen onun okunuşunu dinle.”(Kıyamet 75/17.18.)

II. TİLAVET BAĞLAMINDA OKUMA:

“Tilavet” sözlükte, bir kişiyi aralarında hiç kimsenin bulunamayacağı kadar yakın bir şekilde bedenle izlemek veya birine hükümde uymak anlamına gelmektedir. Tilavet mastarından türeyen fiillerin bulunduğu ayetler, bu tür okumanın, kıraat anlamındaki okumadan daha kapsamlı, etki ve tepkiyi içeren aktif bir eylem olduğunu göstermektedir. Tilavet türü okuma, peşi sıra manalı bir şekilde sıralanmış harfleri düzgün bir şekilde izlemeyip yani dil ile okumanın yanı sıra bu eylemi akıl, kalp ve beden ile de amacına uygun bir şekilde gerekliliklerini yerine getirerek gerçekleştirmektir.

“Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal 8/2.)

Tilavet lafzının geçtiği ayetleri incelediğimizde bu tür okumanın muhatabın duygularını, aklını ve davranışlarını etkileyecek şekilde, bizzat vahiy ve muhatap arasında canlı etkileşimin gerçekleştiği, hakkını vererek okuma olduğunu anlamaktayız.

“Onlara, çok merhametli olan Allah’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.”(Meryem 19/ 58.)

“Mü’minlere Allah’ın ayetleri okunduğu zaman bu ayetler onların imanlarını arttırır, pekiştirir.”(Enfal 8/2)

Tilavet kavramının bir diğer manası da başkalarının da istifade etmesi için okuduğunu diğerlerine aktarmak, yani tebliğ etmek ve anlatmaktır. Bu duruma örnek olarak aynı mastardan türeyen “Okuduğum şeyden geriye, okuyabilecekleri bir şeyi bıraktım.” anlamında kullanılan ‘etleytühü’ fiilini verebiliriz.

“Ben Kuran’ı okuyup anlatmakla emrolundum. Artık kim Kur’ân’a kulak verip imana gelirse bu elbette kendi hayrına olur. İmandan yüz çevirip delalette kalmayı tercih edenlere gelince onlara de ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım.”(Neml 27/92)

İnsanların Allah’ın ilahi emirlerine mazhar olması ve bu emirlerden sorumlu tutulması, vahyi onlara tilavet etmekle gerçekleşecektir. Bu da ilk olarak nebevi bir bilinç ve eylemle gerçekleşmiştir. Bu sorumluluk, Peygamberle nihayete ermemiş bilakis bu kutsal vazifenin kıyamete kadar, Kur’ân okurken Kur’ân olabilen insanlar tarafından sürdürüleceği Allah tarafından bildirilmiştir.

“Sizden, hayra çagiran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”(Al-i İmran 104.)

III. TERTİL BAĞLAMINDA OKUYUŞ:

Tertil, dura dura, yavaş yavaş, adım adım uzatılması gereken harfleri uzatarak onları doyura doyura, doğru bir telaffuz ile bir harf bittiğinde diğerini getirmek suretiyle kıraati açıkça yapmaktır.
Bu minvalde okuyuş Kur’ân-ı Kerim’in indiriliş amacı ve keyfiyetine uygun olarak mesajı anlaşılacak hatta kalbe nakşolacak şekilde ağır ağır okumayı ifade etmektedir.

”Kur’ân ona bir defada toptan indirilmeli değil miydi? Dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk. ”( Furkan25/ 32. )

Ayette, İnkârcıların Rabbin gücünü küçümseyen tarzda alaycı itirazlarına yönelik ilahi cevaptan da anlaşılmaktadır ki; Kur’ân’ın iniş keyfiyeti, Resul’ün ve ona tabi olacak mü’minlerin kalbine ilahi mesajı yavaş yavaş iyice sindirmeye yöneliktir.

Peygamberimizin şu sözünde de Kurban okumanın amacının vahyi anlayıp üzerinde derince düşünmek ve nasihatlerinden ders çikarmak olduğunu görmekteyiz: “Haberiniz olsun, ilmin olmadığı bir ibadette / kullukta hayır yoktur. Anlayış ve kavrayışın olmadığı bir ilimde hayır yoktur. Düşünüp ibret dersi çıkarılmayan bir Kur’ân okuyuşunda da hayır yoktur”(Dârimî, Mukaddime, 29)

Yine Kur’ân’ın terbiyesinde yetişmiş ashabın okuması da bu şekildeydi, ayetleri tekrar ederek tertil üzere okurlar ve onları pratiğe dökecek düzeyde anladıkları takdirde başka bir ayete geçerlerdi.

Günümüzde, Müslümanların birçoğu tarafından Kur’ân-ı Kerim, amacından saptırılmış dünyevi menfaatlerde başvurulan adeta bir uğur mercii olarak algılanmış ve bundan dolayı da anlamaya ve yaşamaya ihtiyaç duyulmadan okunmuştur. Örneğin, Kur’ân ayetleriyle büyü- muska yapmak, fal bakmak vb. gibi. Bunun yanı sıra bir kısım Müslüman tarafından da, vahyin gösterdiği yolu takip etmek, manayı baş tacı yapmak yerine anlaşılmadan okunan Mushaf, şefaatçi makamına yerleştirilmiştir.

Bu tarz problemli okumaların öncelikli sebebi, vahyin iniş sebebinin iyice anlaşilmamasıdır. Bu durum da özellikle Peygamber ve Dört Halife döneminden sonra İslam sınırlarının genişlemesi ve farklı kültürlerin, tanışmış oldukları yeni dini eski kültürleriyle tasvir etme ve anlamaya çalisma çabasindan ileri gelmiştir.

Sonuç

Kuran-ı Kerim’in iniş sebebini kavradığımızda ona nasıl yaklaşmamız gerektiğini de anlamış olacağız. Allah vahyini insana bu dünya hayatının her alanında yol göstermek, onun yaratılışının gereğini(fıtrat) yerine getirebileceği kurallar belirleyip hayatını yaşanabilir kılmak, bunun da ötesinde çift dünyalı olan insanı ahiret saadetine ulaştıracak esaslar sunmak için göndermiştir.

Kur’ân muhatabını içindeki öğütler ve emirlerle her iki dünyada da huzura mutluluğa kavuşturmayı hedefleyen bir rehberdir. Bu rehber doğru bir şekilde okunup anlaşilmadığı takdirde gösterdiği doğru yolun bulunamayacağı aşikâr. Nitekim Allah, ilahi mesajları doğru şekilde okumayıp onun gerekliliklerini yerine getirmeyenin durumunu ne yüklendiğinden bi haber merkebe benzetmiştir.

“Kendilerine Tevrat verilip de onun gereğini yerine getirmeyenlerin örnegi, kitaplar taşiyan eşeğin durumuna benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür. Allah zalim toplumu doğruya ulaştırmaz.”(Cuma 62/ 5 )

“Kur’ân okumanın, dinlemenin ve ondan etkilenmenin, huşu ile kendini ona vermenin yegâne amacı hidayete erişmektir. Allah’ın kitabında indirdiği hayat yolunu benimseyip O’na uymaktır. Bir başka ifadeyle dinlenen ve okunan kitabın bir hayat görüşü haline dönüşmesidir.”

Sonuç olarak, Kuran’a yaklaşımımızı belirleyen temel unsur olarak kabul ettiğimiz ayetleri maksadına uygun okumayı Allah, şöyle tanımlamıştır: Her türlü ön yargidan uzak halis niyetle Kuran’a yaklaşip ayetlerini düzgün bir şekilde kıraat ederek(Nahl 98.- Vakıa 79.), ondaki ögütlere kulak vererek(Al-i İmran 168.), ayetler üzerinde derinlemesine düşünüp ibret alarak(Yusuf 12.), nefsi arzulardan sıyrılıp huzur ve mutluluğu yalnızca Allah’ta arayarak okumaktır.(Rad 28.). Buradan da anlaşilacağı üzere Kuran okumak; harflerini düzgün bir şekilde telaffuz etmenin yanı sıra onu anlamayı, yaşamayı ve yaşatmayı da öncelikli kılar.

Sevebilirsin...

  • Ahmet

    Elinize sağlık

  • kubaegitim

    Kaleminize sağlık hocam, güzel yazı olmuş.

  • Mustafa

    Kaleminize sağlık hocam.

  • a d

    Güzel bir yazi; tebrikler.