Beled Sûresi Üzerine Düşünceler

avatar
Takip Et!

Abdülkadir Karaman

1951 yılında doğdu. 1971 yılında girdiği A.Ü. Hukuk Fakültesini1975 yılında bitirdi. Aynı fakültede ticaret hukuku dalında yüksek lisans yaptı. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyetinde Fiyat Artışları ve Enfasyon master teziydi. 15 yıl avukatlık yapan yazar, yirmi yılını iş hayatında geçirmiş, madencilik, mermer, bilişim sektörlerinde şirketler kurmuş ve yönetmiştir. Şimdilerde İzmir Seferhisar'da organik tarım işletmesi sahibi olan Abdülkadir Karaman'ın 1995 te yayınlanan 'Üretmek Yasamaktır' isminde bir kitabı, yine 2014 yılında 4. baskısıyapılan 'Alevi Sünni Kimliğinin Oluşumu' isimli ikinci kitabı bulunmaktadır.
avatar
Takip Et!

Latest posts by Abdülkadir Karaman (see all)

1- Hayır; bu şehre yemin ederim,

2- Ki sen, bu şehirde oturmakta iken

3- Babaya ve doğan-çocuğa da.

4- Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.

5- O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

6- O: “Yığınla mal tüketip-yok ettim” diyor.

7- Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?

8- Biz ona iki göz vermedik mi?

9- Bir dil ve iki dudak?

10- Biz ona ‘iki yol-iki amaç’ gösterdik.

11- Ancak o, sarp yokuşa (akabe) göğüs germedi.

12- Sarp yokuşun (akabenin) ne olduğunu sana öğreten nedir?

13- Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;

14- Ya da açlık gününde doyurmaktır,

15- Yakın olan bir yetimi,

16- Veya sürünen bir yoksulu.

17- Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.

18- İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).

19- Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş’eme)

20- ‘Kapıları kilitlenmiş’ bir ateş onların üzerinedir.1

Sureye genel bakış:

Surenin başındaki ‘La’ edatı; ‘gerçek sizin bildiğiniz veya zannettiğiniz gibi değil’ anlamındadır. Aynı zamanda surenin La (Hayır) edatı ile başlaması aşağıdaki davranışlar içinde olan insanların yanlış inanç ve yaşam tarzlarının reddedildiğini de gösterir.

Surenin başında, insanoğlunun genel özelliklerinden bahsedilerek önüne iki farklı yol (iyi-kötü, hayır-şer) konulduğunu, iyi ve hayırla dolu olan yolun zor ancak insanlığın zirvesinden geçen sarp bir yol, bir geçit (akabenin sözlük anlamı) olduğunu belirtip, bu yolun sonunda cennet olduğunu hatırlatıyor.

Yemin edilen belde (beled), surenin konusunun genel ve insanlığın tümüne ait olduğunu düşünürsek insanların yaşadığı yeryüzünün tümüdür. Bu beldeyi sadece Mekke ile sınırlamak surenin hitabını özelleştirir ki surenin insanlığın geneline ait olan yergisini ve öğütlerini de zayıflatır. Yine Resulullahın kısa bir süre sonra Medineye hicret ettiğini ve orada yaşadığını düşünürsek, surede kasdedilen yurdun Mekke de dahil bütün yeryüzü olduğunu da anlayabiliriz. Resul’e hitap ederek ”sen de bu yeryüzünde yaşamaktasın ve baba ile oğulun (ademoğulları) soyundansın” denilerek diğer insanlarla birlikte aynı zorluk meşakkat’e, onun da direnmek , güçlükleri yenmek, zorunda olduğunu belirtir.

Yine surenin 3. ayetinde anne-babaya (doğurana ve doğurtana) ve oğula (doğrulana), 4. ayetinde ise insanın zorluklarla veya zorluk ve güçlüklere dayanıklı yaratıldığından bahsedilmesi de surenin hitabının insanoğlunun tümüne ait olduğunu doğrular. Sadece Mekkede yaşayanlar zorluklar içinde veya zorluklara dayanıklı yaratılmamıştır.

5. ila 11. ayetlerde insanoğlundan bahsetmektedir ki böylece surenin kesinlikle insanların genel davranış ve yaşam tarzlarına getirdiği eleştiri ve ikazlarlardan söz ettiğini anlamalıyız.

5. Ayette insanın (insanoğlunun) güce ve gücüne aşırı bel bağladığını güç ve iktidar peşinde koşup onu elde etmeye çalıştığını biraz güç elde edince şımarıp kendini üstün görmeye başladığından bahsetmektedir.o (güçlüklere dayanıklı yarattığımız insan), gücünden ötürü, hiç kimsenin, kendisine güç yetiremeyeceğini mi, yenilmeyeceğini mi sanıyor” böyle düşünen insanların açlar, yoksullar, zayıflar ve yetimler olmadığı bellidir. Bu anlayış; ancak kendilerini çok güçlü gören müstekbir, gururlu egoist saltanat sahibi diktatör yöneticilerde görülebilir. Çünkü aşırı güç elde eden insan, kendini tanrılaştırmaya başlar, bunun sonucu; karşısındaki insanların köleleşmesidir. Firavunun tiran olması için İsrailoğullarının ve tebasının köle olması gerekir. Roma’nın güçlü olması için, İmparatorlara onların da kölelere ihtiyacı vardır. Hitler’in diktatör olması için Alman olmayanların köle olması gerekir. Amerika’nın süpergüç olması için Afrikalı Zencilerin köle olması gerekiyordu. İşte Kuran Beled suresinin başındaki La! ile buna Hayır! demektedir. İş sandığınız gibi değildir: İnsanları köle yaparak güç elde etmenin hem bu dünyada hem de ahirette kötü sonuçları olacaktır hatırlatması yapılmaktadır. İnsanların özgürlüklerini elinden alanlara, kadınları fuhuş çetelerinde çalıştıran, insanları uyuşturucu bağımlısı yaparak köleleştiren, fuhuş ve uyuşturucu baronlarını ve yine çıkar amaçlı terör örgütlerinin çete başlarını da katabiliriz. Acil çözüm içinde 13 ayette: Köleleri özgürlüğüne kavuşturmak, yani boyunları zincirlerinden kurtarmaktır. Surenin çoğul ve genel seslenişi bunun bireysel bir görev olmayıp toplumsal bir amaç ve misyon olduğunu gösterir.

6. Ayette: İnsanların gösteriş, zevk ve eğlence için, doğruları söyleyenlere düşmanlık için yığınla mal harcadıklarına işaret ederek bununda kabul edilinmeyeceğini belirtir. Buradaki harcama; telef edilen, gücün ilahlaşması, diktanın güçlenmesi , gösteriş ve israf amacıyla sarfedilen serveti işaret etmektedir. İşte ilk ayetteki La (Hayır) bu davranışı da reddeder. Komşusu aç yatarken kendisi zevk ve eğlence için milyonlar harcayanları, çöplükten karnını doyuranlar varken köpeğine saraylar yaptıranları, üzerine giyecek hırkası olmadığı için soğuktan donanlar varken üzerine giysi almak için Roma’ya ve Paris’e giderek milyarlar harcayanları, sokakta yatan ve yaşayan binlerce insan varken onlarca odalı villalarda iki kişi yaşayanları ikaz eder. Malları açlığı ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için harcamaları gerekirken diktatörlüklerini güçlendirmek ve insanları daha da özgürlükten yoksun bırakmak ve köleleştirmek için yapılan harcamaları kınar. Diktatörler, tiranlar, firavunlar insanları korkutmak ve köleleştirmek için dün görkemli saraylar , anıtlar piramitler ve tapınaklar inşa ediyorlardı. Bu günde ihtişam ve gösteriş için aynı yolu takip ederek, açlığın ve yosulluğun kaldırılmasına yönelik kullanılması gereken servetleri ihtişamlarını gösterecek yapılara, savaşlara, silahlara, festivallere, eğlencelere harcıyorlar yani malları telef ediyorlar. Kuran, zenginlerin malları üzerinde fakirlerin hakları (sadakaları ve yardımları değil) olduğunu2 ikaz ederken, yoksul ve yetimlerin açların doyurulmasının insanlığın en önemli ikinci hedef olduğunu 14.15.16. ayetlerinde açıklar

Beled, 7 : ”O, kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor” ayeti; O kimse, Allah’ın kendisine gücünü, malını nasıl ve nereden kazanıp nasıl ve nereye harcadığının hesabını sormayacağını mı sanır?” anlamındadır. 7. Ayetteki kimsenin kendisini görmediğini ve sorumsuz olduğunu zanneden hayatını buna göre yaşayan insanların yaşam tarzına alternatif olarak 17. ayette; müminlere, birbirlerine sabrı ve merhameti öğütleyen öncü ve sorumlu bir toplum olmaları tavsiye edilmektedir.

İşte başarılması gereken zirve yolu (en üstün, en yüksek, zor ve sarp yol, geçit=akabe) budur. İnsanlığın zirvesine (akabesine) güçü ve malı sorumlu olarak kullanıp harcayanlar, iman edenler ve birbirlerine hakkı ve merhameti öğütleyenler ulaşacaktır. İnsanları köle etmeden güçü kullanmak hakkı adaleti tavsiye etmektir. Yoksulları doyurmak, yetimleri bakmak merhameti tavsiye etmektir.

Bu sureyi özetlersek insanlığın önüne konan iki farklı yaşam tarzından(iki tepe, iki yol) bahsetmekte akabe denilen zor ama insanlığın zirvesi olan yaşam tarzı için hangi hedeflerin başarılması gerektiği ortaya konmaktadır.

AYRINTILAR

Ayet 1. Gerçek; bu seninde içinde yaşadığın bu yeryüzü yurdunda yaşayanların zannettiği gibi değildir. (Ayetin başındaki La’nın red ve olumsuzluk anlamından esinlenerek)

Ayet 2. Buradaki beled (belde,yurt) kavramı özelde Mekke’yi ifade ettiği gibi genelde bütün yeryüzü yurdunu anlatır. Hıll sözcüğü ise ‘bu beldedensin orada oturmakta ve yaşamaktasın’ anlamına gelen ‘hulul etme’ kelimesinden türemedir. Bu durumda ayet içinde yaşadığın ve yaşamakta olduğun bu beldeye dikkat çekerim ki. Anlamına gelir.Daha sonra gelen ayetlerde ki doğurana ve doğana ifadesi ve insanoğlunun meşakketler içinde yaratıldığından, ona göz ve dil vs. verilmesinden bahseden ayetler surenin genel olarak yeryüzü yurdunda yaşayan ve yaşamış bütün insanoğlu soylarını içine aldığını gösterir.

Ayet 3. Doğurana ve doğurduğuna (Babaya ve oğula) dikkat çekilmesi: surenin bütün insan neslini ilgilendirdiğinin anlatımıdır.

Ayet 4. İnsanı zorluklar içinde ve onlarla başedecek güçte yarattık.Burada kullanılan kebed sözcüğü; bir şeyin şiddet ve kuvveti sıkıntısı anlamında olup sütün yoğurt haline gelmesi içinde süt katılaşıp sertleşti anlamında tekebbedel’l lebenu şeklinde kullanılır. Yine aynı sözcük istikamet çetin ve güçlü anlamına da geldiğinden insanın hem zorluklar içinde hem de bunlarla başadebilecek güçte olduğunu da kabul edebiliriz. Ona zorluklara dayanması ve başetmesi yeteneğini verdik. Bu zorluklar aşağıda gelen ayetlerle gösterilmiştir.

Ayet 5. te:O (güçlüklere dayanıklı yarattığımız insan), gücünden ötürü, hiç kimsenin, kendisine güç yetiremeyeceğini mi, yenilmeyeceğini mi sanıyor” Bu cevabı beklenmeyen bir soru cümlesidir. Çeşitli kaynaklarda bu surenin iniş sebebi olarak Ebu Cehi, Velid bin Muğire,Haris bin Amir gibi Mekkenin ileri gelenlerinin güçlülerinin magrurlukları ve kibirleri olduğu ileri sürülür. Bu insanların ortak özellikleri kendilerini çok güçlü görmeleri insanlar üzerinde güçlerini göstermek istemeleridir.Yani Mekkenin diktatörleridir. İnsanlığın iki önemli sorunundan birincisi olan gücün kullanılmasının sınırsız olmadığını mutlak gücün Allaha ait olduğunu ima ediyor. Güç ve iktidarın sorumsuzca kullanılamıyacağını işaret ediyor. Gücün ve iktidarın insanı ilahlaştırıp diğer insanları köle haline getirmesinin kabul edilmeyeceğini, köleliğin kaldırılmasının insanların kölelikten kurtarılmasının insanlığın zor ama zirve görevlerinden biri olduğunu 5. ayete cevap ve alternatif olarak 13. ayette belirtilmiştir. Beled suresinin indiği dönemlerde yeryüzünde genellikle soy ve sopa dayanan sultanlar yönetimdeydi. Kuran; Neml suresi 34. ayette:Dedi ki: «Gerçekten hükümdarlar(krallar), bir ülkeye girdikleri zaman, orasını fesada uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.» diyerek sultanların bir ülkenin yönetiminde; halkın ileri gelenlerini aydınlarını bilgelerini, özgürlüklerini ve onurlarını ellerinden alarak aşağıladıklarını belirtir.

Ayet 6 da: Ben yığınla (lübed) servet tükettim, telef ettim (ehlektu:helak ettim) diyerek malın ve servetin kullanılmasında da sorumsuz olacağını zannediyor. Oysa bu gerçekte öyle değildir. Servetin israf gösteriş için insanları özgürlükten yoksun bırakmak diktatörce bir hayatın devamı için sarfedilmesinin nankör bir yaşam tarzı olduğunu belirtip 14.,15.,16. ayetlerde servetin ve yiyeceklerin yoksul ve yetimlerle paylaşılmasını açlığın ve yoksulluğun yokedilmesini insanlığın önüne ikinci zor geçit olarak koymaktadır.

Ayet 7 de: ‘ O kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor’ denilerek, güç ve servetin kullanımının hesabını vereceğini nasıl ve nerede kullandığının bir sorumluluk gerektirdiğini her şeyin kaydedildiğini ima ediyor. Bu ayetin alternatif yaşam tarzı ise 17. ayette gösterilmiş, insanların Allah yokmuş gibi sorumsuz davranmamalarını, iman etmelerini, Allaha inanıp güvenmelerini birbirlerine güçlük ve zorluklara karşı sabır ve merhamet öğütleyerek direnmelerini tavsiye etmiştir.

Ayet 8 ve 9 da insana gerek yeryüzünün gerekse insan olarak yaşamanın zorluklarına dayanması, güç ve servet elde ederek kullanması için göz, dil, dudak gibi duyu organları ve akıl verdik. Bu vasıtalar, onun iki yoldan birini seçmesini sağladığı gibi bu yolun iyi güzel ve doğru olanını mücadele ederek başarmasını zirveye ulaşmasını sağlayabilir.

Ayet 10 da Ona iki yol(necdeyn) gösterdik. Burada kullanılan necd sözcüğü dağın tepesi yüksek yer açık işlek görünen belirgin yol anlamına gelir. Necdeyn ise iki yol, tepe anlamına gelir ki: Bunlardan biri iyi doğru güzel diğeri kötü yanlış ve çirkindir. Birisi zorluklarla başetmeyi gerektiren ama dağın hedefin zirvesine çıkan (akabe) yoldur. Bu yolların bulunmasını insanoğluna bırakmadık biz ona bu iki yoluda seçenek olarak (vahiy ve elçiler aracılığıyla sunduk. Hedeynahun bu yollar hakkında rabbimizin kılavuzluğunu ifade etmektedir. Yine Şems 7-9 da da bu husus; ”nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir” denilerek tekrarlanmıştır. İnsan 2-3 Nahl 9 Yunus 108 İsra 15 de de aynı hususa değinilmiştir.

Ayet 11 ve 12 de sarp olan zor olan dağların tepesinde tehlikeli geçit olan yolun (akabe’nin) açıklaması yapılıyor.

Ayet 13: Bu zor ama doğru ve iyi olan erdemli olan yolun (akabe) birinci hedefi; fekkü rakabe ; ‘boyunları zincirden ve boyunduruktan kurtarıp’ özgürlüğüne kavuşturmaktır.

Boyunların bağını çözmek, öncelikle kendini sonra diğer insanı ve insanları özgürleştirmek. Öncelikle köleliğe karşı çıkmaktır. 5. Ayette insanın sınırsız güç peşinde koştuğunun ve gücü iktidarı sorumsuzca kullanmaya çalıştığının iması vardı. İktidarın gücün sınırsız ve kontrolsuz olması başkalarının köleliğini getirir. Her firavun her diktatör iktidarını arttırmak için uyruğunun özgürlüğünü ve iradesini azaltır, yani her dikta rejimi köle toplum yaratır. Bu gün kölelik kağıt üzerinde kalkmasına rağmen dikta rejimleri insanları boyunduruk altına almaktadır. O halde buna karşı mücadele etmek boyunları kurtarmaktır.

İslam kölelikle savaşını vahyin ilk yıllarıda başlatmış, nihai hedefi olan köleliğin yeryüzünden kaldırılmasını zor ama başarılması gerekli bir görev olarak belirlemiştir.

O zamana kadar insanlar 1. Borçlarını ödemediklerinde (Kumar vs dahil) 2. Ağır suç işlediklerinde 3. Korsanlarca kaçırıldıklarında 4. Fuhuş ve dilencilik amacıyla kaçırıldıklarında 5.Savaşlarda esir düştüklerinde, 6. Hint dini inanışlarında kendine çile çektirmek için gönüllü köle olabiliyorlardı. İslam bu kölelik sebeblerini tamamını (sadece müslümanlara öldürmek amacıyla saldıran salındıklarında tehlike yaratacak olanlarla fidye ödemeyi reddeden savaş esirliği hariç) reddetmiştir. Ancak o günden sonra köleliğin kaldırılmasında en büyük engel uluslarası hukuk ve köleci sistemler olmuştur. 20. yüzyılda İngilterenin ardından dünyada ikinci olarak islamın resmi temsilcisi olan Osmanlı İmparatorluğu köleliği kaldırmıştır. İslamın daha ilk yıllarında insanlığa gösterdiği aşılması zor ancak insanlığı zirveye götürecek geçit (akabe)1400 sene sonra aşılabilmiştir.

İnsanları köleleştiren sadece firavunlar, dikta rejimleri ve diktatörlerde değildir. Paranın, fuhuşun veya heva ve heveslerinin uyuşturucunun bağımlısı olan insanların da özgürlüğünden söz edilemez. Fuhuş ve uyuşturucu terör çetelerinin başları da insanları köleleştirir. O zaman zor ama zirveye çıkan yol olan akabe yolu insanları tutsak alan bu kötülüklerle ve onların çetebaşlarıyla da savaşmaktır.

Bu çeşit köleleşme; insanın kendi içsel boyunduruğudur. Onu günaha iten ve günahlarının esiri kılan. Kendini ve insanları da bunlardan kurtarmak da akabeyi (zor geçiti) aşmaktır. İnsanın içsel boyunduruklarına uyuşturucu bağımlılığını, madde bağımlılığını, alkol bağımlılığını da katabiliriz. Uyuşturucu ve alkol bağımlılığının da insanı köleleştirdiğini, insanı boyunduruk altına alıp onu kötülük yolunda, şeytanın yolunda kullandığını da söylemek gerekir. Diyebiliriz ki bir insanı uyuşturucudan ve alkolizmden kurtarmak, onu uyuşturucu baronlarının, sigara ve içki tekellerinin boyunduruğundan kurtarmaktır. Bu çaba ve emek de insanı özgürleştirmek ve kölelikten kurtarmanın bir başka yoludur.

Ayet 14 de Zor ama doğru yolun(akabenin) ikinci özelliğiaçlık gününde kendisi de aç olduğu halde açları ve yoksulları doyuracak (kadar fedakar) olmaktır’.

Ayet 15-16. akabenin ikinci özelliğinin açıklanmasına devam edilerek yetim ve evsiz yurtsuz yoksulları doyurup, gözetmeyi hatta toprakta sürünen yoksulları işaret ederek onların barındırılmasını da hedef olarak ortaya koyuyor..

Ayet 17. Akabenin 3. şartı olarak İman edenlerden olmak zor ama aşılması gereken zirve geçit olarak ortaya konmuştur. Bazı tefsircilerimiz iman etmenin diğerlerinden önce gelmesi gerektiğine işaret etmişlerdir. Ancak vahyin sıralaması isabetlidir. İnsanları özgürleştirmeden, karınlarını doyurup açlıktan kurtarmadan kamil bir mümin haline getiremezsiniz. İnsanları özgürleştirmek boyunları boyunduruklardan kurtarmak; islamı anlamalarının ve yaşamalarının öncelikli şartıdır. İnsanlar özgür iradeleriyle islamı şeçmeliler. İman etmeyi akabenin üçüncü sırasında zikretmenin iknci bir işareti de insanların kölelikten açlıktan ve yoksulluktan kurtulmasının bütün insanlığın ortak sorumluluğunda olduğunun belirtilmesi olarak görebiliriz. Önce İnsan olarak görevlerimiz, sonra mümin olarak görevlerimiz. Peygamberimizin cahiliyye döneminde kız çocuklarını ölümden kurtardığı için sevap varmı? sorusuna verdiği cevap:- ”Allah seni bu sayede İslamla tanıştırdı ”olmuştur. Yani Önce ahlak ve vicdan, sonra iman. Yukarıda akabeyi geçmenin iki şartı aslında insanoğlunu vicdanlı olmaya davettir. Bakara Suresinin hemen başında belittiği gibi ”Bu kitap müttakiler için bir hidayet rehberidir.” Müttaki yani takva sahibi yani vicdanlı sorumluluk sahibi olanlara rehberlik eden Kuran bu ayettede de imandan önce takva sahibi olmayı yani vicdani sorumluluk sahibi olmayı öneriyor. Bu iki geçit (insanları özgürleştirme ile açlık ve yoksulluktan kurtarma) insan kardeşlerimize karşı öncelikli sorumluluğumuz, iman etmenin ve öncü müminlerden olmanın da ilk safhası olarak işaret edilmiştir. Ayet 17 de ‘iman edenlerden’ olmakla öncü mümin topluluğuna katılmayı,birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden’ olmakla akabenin yani zirve geçitin nihai safhasınıı ortaya koymuştur. Ayette geçen sabır kavramı bizlere insanlığın zirvesine çıkaracak bu yolda; acizlik içinde beklemeyi değil, aktif mücadele ederek, çıkacak zorluklara direnmeyi ve dayanışmayı hatırlatmaktadır.

Merhameti öğütlemeyi anlamak için merhamet kelimesinin sözlük anlamını bilmek gerekir. Merhamet ,Rahman Rahim gibi aynı kökten gelen içine ihsan(gereğinden çoğunu verme), sevgi, şevkat, acımayı alan çok yönlü bir kavramdır. İnsanlara izafe edildiğinde kalb yumuşaklığını da içerir. Merhameti öğütlemek merhameti sözle ve eylemle yaymaktır. Çoğul kullanılması bunları sadece bireysel olarak değil toplumsal olarakta yerine getirmenin zorunluluğunu açıklar.Merhamet kin ve nefretin zıddıdır. Sadece merhametin öğütlenmesi ve yayılması ilkesi bile köleliği, ırkçılığı , yoksulluğu, sahipsizliği ve yanlızlığı ortadan kaldırır. Suçları önler, insanları doğruya, iyiye ve güzele sevkeder.

Batı düşüncesinin önemli temsilcilerinden sayılabilecek Nietsche tarafından ise bu emrin tam tersi savunularak ‘zayıflara merhamet göstermenin doğaya ihanet olduğu’ ifade edilmiştir. Nietsche’nin görüşlerinin ve öğretisinin takipçisi sayılabilecek Hitler de bu sebeble, sakat, güçsüz hasta ve zayıfların yokedilmesini onlara merhametin doğaya ihanet olduğunu ünlü kitabı Kavgam adlı eserinde savunur.

Beled Suresinin emrettiği merhameti öğütleme ve yaymayı ise; yoksula yardım, yetimin başını okşamak, yetimi kerimleştirmek, toplum içinde bir konum sahibi haline getirmek, insanlara hayvanlara acımak, bir hayvanı eziyetten kurtarmak, yoldan bir engeli kaldırmak, insanların hastalığını tedavi etmek, onlara barınak bulmak, acısına ortak olmak, derdini paylaşmak, birlikte ağlamak onlara maddi ve manevi destekte bulunmak olarak açıklayabiliriz.

Asr suresinde hüsrandan kurtulanlar tarif edilirken …birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.. ibaresi kullanılmaktadır. Yani Beled Suresindeki merhamet yerine Asr suresinde hakk kavramı kullanılmaktadır. Buradan hareketle Hakk=Merhamet =Kuran denklemini kurabiliriz.

Ayet 18: İşte onlardır meymenet sahipleri (kitapları sağ taraflarından verilecekler). Meymenet sahiplerini sağduyu vicdan sahipleri diye anlayabiliriz. Ayet 19 daki; Ayetlerimizi inkar edenler ise, onlardır işte şeamet sahipleri (uğursuz kimseler). Şeamet sahipleri de sağduyu sahibi olmayan vicdansızlar anlamına da gelebilir.

SONUÇ:

Beled Suresi insanlığın önüne aşılması güç ancak bizleri insanlığın zirve geçitine (akabe) çıkaracak olan üç hedef ortaya koymuştur.

1. ÖZGÜRLÜK: Egemenliği, gücü doğru kullanmak, kimseyi köleleştirmemek, köleliği kaldirmak:

2. YOKSULLUĞU VE AÇLIĞI KALDIRMAK: Serveti gösteriş,itibar ve günah için boşa harcamayıp israf etmemek, kendisi açlık içinde olsa bile yoksula, yetime ve sürünenlere harcamak

3. ÖNCÜ MÜMİNLER TOPLUMU OLMAK: İman edenlerden, sabrı (direnci) ve merhameti öğütleyenlerden olmak.

1 Tefhimul Kuran, Mevdudi,Bkz Beled Suresi Meali

2 Bakınız: Kalem Suresinde Bahçe Sahipleri Kıssası

Sevebilirsin...