Asr Sûresi Üzerine Düşünceler

avatar
Takip Et!

Abdülkadir Karaman

1951 yılında doğdu. 1971 yılında girdiği A.Ü. Hukuk Fakültesini1975 yılında bitirdi. Aynı fakültede ticaret hukuku dalında yüksek lisans yaptı. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyetinde Fiyat Artışları ve Enfasyon master teziydi. 15 yıl avukatlık yapan yazar, yirmi yılını iş hayatında geçirmiş, madencilik, mermer, bilişim sektörlerinde şirketler kurmuş ve yönetmiştir. Şimdilerde İzmir Seferhisar'da organik tarım işletmesi sahibi olan Abdülkadir Karaman'ın 1995 te yayınlanan 'Üretmek Yasamaktır' isminde bir kitabı, yine 2014 yılında 4. baskısıyapılan 'Alevi Sünni Kimliğinin Oluşumu' isimli ikinci kitabı bulunmaktadır.
avatar
Takip Et!

Latest posts by Abdülkadir Karaman (see all)

Meal1-3:’Geçen zamanı düşün! İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”

1. Ayet : Vel asr: geçen zamanı düşün !: Asr suresinin ilk ayetinde zamana yemin edilerek dikkat çekilmiştir. Bu zaman geçen ve durdurulamayan zamandır. İnsanın ömür sermayesi durdurulamaz bir şekilde tükenmekte ve geçmektedir. Bunu en güzel anlatan Fahrettin Razi’nin tefsirinde geçen buz satan adamın feryadıdır. Eski zamanlarda, pazarda dağdan getirdiği buzu satan pazarcının; ‘sermayesi tükenmekte olan şu adama yardım ediniz’ diyerek durduramadığı buzun eriyip su haline gelmesi ve buharlaşmasını böylece tek sermayesi olan buzun kaybolmasına feryadını görünce ‘ben şimdi Asr suresinin anlamını’ kavradım demiştir. İnsanın sermayesi olan yaşam, zamanın geçmesiyle bitmektedir. Bunu bir ziyan ve kayıp olduğu gerçektir. İyi, güzel ve doğru şekilde yaşanmayan bir ömrün ve amellerin sonu hayal kırıklığı, pişmanlık ve ahirette hüsrandır. Bu ziyandan hüsrandan iflastan kurtulmanın yolu surenin son ayetinde gösterilmiştir.

2. Ayet: İnsan gerçekten ziyan içindedir. Husr: hüsran karın zıddıdır. İflas için de kullanılır. İnsanın iflası ve zararı yaşamının ve emeklerinin boş ve yararsız geçirilmesi, boş yere harcanmasıdır. Bu insanoğlunun genel sorunudur. Ancak bu zarardan ve iflastan kurtulacak olanlar ve bunun şartları 3. ayette açıklanmıştır. Ahırette ancak amellerinin ağırlığıyla kurtulacaktır ve karşılık bulacaktır. Nasıl kar eden tüccarın kazancı kaybettiğinden ve harcadıklarından fazla ise hüsrandan yani zarardan kurtulan müminin iyilik ve güzellikleri fazla ve ağır olmalıdır. Aksi takdirde Araf 9 da bahsedildiği gibi: kimin tartıları hafif çıkarsa…(iflas etmiş kişi) o ahırette iflas etmiş kişidir.

KURTULUŞUN ÜÇ ANAHTARI: 1. İMAN EDENLERDEN OLMAK 2. SALİHAT İŞLEYENLER (DÜZELTİCİ İYİLEŞTİRİCİ EYLEMLERDE BULUNANLAR) OLMAK 3. BİRBİRLERİNE HAKKI VE SABRI ÖĞÜTLEYENLERDEN OLMAK

KAVRAMLAR

İMAN ETMEK: İman “emn” kökünün dördüncü babından mastardır. Bu kök ”emin olmak, güvenmek,yardımını istemek” anlamlarını çağrıştırdığı gibi ”kamil inanç, içtenlik” sadakat, doğruluk, bağlılık ve koruma altına almak anlamlarını da içermektedir. Kuranda iman bazen inancın özü, bazen amel, bazen de her iki anlama gelmektedir. Meşhur hadiste; ‘kötülükleri eliyle diliyle düzeltemeyen, kalbiyle buğz etsin’ denilirken bunun imanın en alt mertebesi olduğunun vurgulanması imanla amel ilişkisini kurar. İman, inanca eşitlenemez. İnanç ya vardır ya yoktur. İman ise artar veya azalır. İnanç ise artmaz veya azalmaz. Ahırete ya inanırsınız ya da inanmazsınız. Allahın elçilerine ya inanırsınız ya da inkar edersiniz. Elçilerin getirdiği vahyin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmıyorum diyemezsiniz. Biraz inanıyorum denemez.

İmanın, inancı kapsamakla birlikte inançtan daha kapsamlı olup amelle yani insanın eylemleriyle ilişkisi vardır. İmanın bazı özelliklerine dikkat çeken ayetleri incelediğinizde iman etmenin bir kader değil insanın kendi iradesiyle tercihi olduğu, imanın amellerle artan ve azalan bir durum olduğu anlaşılabilir. İman, sadece inançtan ibaret olmayıp amelle kalplere yerleşen bir sıfattır. İmanın özellikleri Kuran’da ana konularıyla şöylece açıklanmıştır:

İMAN ÖZGÜRLÜĞÜ: İman insan iradesiyle seçilen veya reddedilen bir durumdur. Kehf 29-30: Ve de ki: «O hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin!

İMANIN ARTMASI: İman eylemlerle artar veya azalır. Ali İmran 173:Onlar ki, insanlar kendilerine: «Haberiniz olsun, düşmanlarınız size saldırmak için toplandılar, onun için onlardan korkun!» dediler. Bu, onların imanını artırdı ve: «Bize Allah yetişir; O, ne güzel vekildir!» dediler. …

Feth 4:İmanlarına iman katsınlar diye inananların kalplerine o güveni indiren O’dur….

Enfal 2: ..imanları artar.

Müddesir 31……inananların da imanı artsın…

İMANIN AMELLE İLİŞKİSİ:

Hucurat 14: ”Bedeviler: «İman ettik.» dediler. De ki: «Siz henüz iman etmediniz, fakat henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde «İslama girdik» deyin. Eğer Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz, size amellerinizden hiçbir şey eksiklemez; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edendir.»”

Hucurat 2:”İnsanlar: «İnandık! demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? ” (E hasiben nasu ey yutraku ey yekulu amenna ve hum la yuftenûn. )

İman amellerle kalbe yani insan kişiliğine girer. İman, insanın kişiliğini şekillendirmeye başladığında amellerle güçlendirilince iman olur. İnsan yürüyen ve yaşayan Kuran haline gelir. Bu imanın kişiliğe yansımasıdır. İmanın amellerle kalbe yerleşmesidir. Tam tersine bir hadiste belirtildiği gibi günah ve kötülükler kalbdeki bir yeri çürütür ve bu çürük kötü amellerle büyür kalbi kaplar ve kalb mühürlenir. (“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur’ân’da geçen ‘günahın kalbi kaplaması’ bu mânâdadır.” İbni Mace, Zühd:29.)

İMANIN KAPSAMI: Nisa 136: Ey iman edenler, Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba, daha önce indirdiği kitaba da iman edin! Kim Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmazsa, pek derin bir sapıklığa saplanıp gitmiştir.

SALİH AMEL: Farklı kullanışlarıyla Kur’ân’ın 62 Âyetînde geçen amilu’s-sâlihâti ifadesine meal ve tefsirlerde verilen “Sâlih amel işleyenler” karşılığı yanlış olduğu söylenebilir. Doğru çeviri “sâlihâtı işleyenler” olmalıdır. Çünkü “sâlih amel işleyenler” ifadesi, sâlihâtı işlemek kavramının “hasenat” kapsamında görülmesi sonucunu doğurmaktadır. Yanlışlık da tam buradadır. Çünkü “dışa yansımayan iyi işler” anlamındaki hasenât ile sâlihât aynı şey değildir; ince ayrımlı bu iki kavram birbirinden mutlaka ayrılmalıdır. Nitekim her iki sözcüğün zıt anlamları farklı olup hasenât’ın zıt anlamlısı olarak seyyiât, sâlihât’ın zıt anlamlısı olarak ise fasidat sözcükleri kullanılmaktadır.

Salihat; ıslâh sözcüğünden gelir ve “düzeltmek” anlamındadır. Sâlihâtı işlemek de bu anlama göre, “bozuk olan bir şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, düzeltmeye yönelik işler yapmak” demektir. Kur’ân da toplumdaki yanlışları, bozuklukları düzeltme faaliyetinde bulunanlara muslih demek sûretiyle sözcüğü bu anlamda kullanmıştır. (Bakara Sûresi’nin 11, 220.; A’râf Sûresi’nin 56, 85, 170.; Hûd Sûresi’nin 117; Kasas 19 Âyetleri.)

Mekke döneminde vahyin ilk yıllardaki vurgusu sorumlu davranış, hidayetten önce takva anlayışı şeklinde vurgulanmıştır. Sonraki yıllarda Allahın razı olduğu imana göre davranışlar. Medine döneminde ise sahibini ve başkalarını ıslah edici iyilikler anlamını taşır. Başta iman olmak üzere Allaha itaat, namaz kılmak zekat vermek salihattan değil hasenattandır. Fakat hasenat sosyal amaçları gerçekleşince salihat vasfını kazanır.

Diğer taraftan Kur’ân’da sâlihât ile diğer bazı kavramlar aynı Âyet içinde zikredilmek sûretiyle bu kavramların birbirlerinden farklı manalara sahip olduğuna dikkat çekilmiştir: Sâlihât kavramı Bakara Sûresi’nin 277. Âyetînde “namaz kılmak, zekât vermek”, Hûd Sûresi’nin 23. Âyetînde “edep ve gönülden Allah’a boyun eğmek”, Asr Sûresi’nin 3. Âyetînde “hakkı ve sabrı tavsiyeleşmek” gibi kavramlar ile birlikte zikredilmiştir. Bu da göstermektedir ki, sâlihât kavramı o kavramlarla bir ve aynı değildir.

Sâlihât işleme kavramının tam olarak ne anlama geldiğini açığa çıkarmak için şöyle denilebilir: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi iyi işler yapmak sâlihât işlemek değildir ama insanların bu iyi işleri isteyerek yapmalarını sağlamak için çaba sarf etmek sâlihâtı işlemek’tir.” “İyi işler” kavramının bireysel boyuttan toplumsal boyuta taşınması durumunda, toplumsal yaşamın huzur ve mutluluğunu gölgeleyen adlî, idarî, siyasî, iktisadî ve kültürel her türlü bozukluğun düzeltilmesi için gösterilecek çabaların ve uygulanacak yöntemlerin de sâlihât ı işleme kapsamında olduğu yargısına varılabilir.

Sâlihât ile hasenât, bu güzel davranışlarda bulunanlara verilecek ödüller bakımından da Kur’ân’da birbirinden ayrılmıştır. Rabbimiz her bir haseneye on karşılık verirken, amilu’s-sâlihât ifadesinin geçtiği tüm Âyetlerin devamında, sâlihâtı işleyenlere cenneti vaat etmektedir. Onun için bir hadiste bir saatlik adil yönetim 60 yıllık nafile ibadetten hayırlıdır. Taberani El Kebir Hadisi) İslamoğlu 103-3 açıklama

Sonuç olarak denebilir ki, sâlihâtı işleyenler’in yaptıkları iş, “bozgunculuğa yönelik işler” demek olan fâsidât’ı düzeltme, tüm bozuklukları, bozgunculukları bertaraf etme faaliyetidir. Mâûn Sûresinde mükezziplerin [yalanlayıcıların] kendilerini her şeyin üstünde görerek yetimi, yoksulu itip kaktıkları hatırlanacak olursa, Rabbimizin istemediği bu tip davranışların yaşamasına izin veren bozuk düzenlerin düzeltilmesi anlamına gelen “sâlihât”ın fonksiyonları daha iyi anlaşılacaktır.

1) Salihatın sosyal bir yanı vardır, bireysel bir davranış olarak vasıflandırılamaz..Salihat fesad kelimesinin zıddıdır. Fesad bozma, kötüleştirme demek olduğundan salihat ıslah etme düzeltme, iyileştirme yaratılışa ve fıtrata uygun hale getirme demektir.

Bakara 11,: ”Onlara: «Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!» denildiği zaman: «Biz ancak düzelticileriz» derler.”

Bakara 220: ”Fid dünya vel ahirah, ve yes’eluneke anil yetama, kul islahul lehum hayr, ve in tuhalituhum fe ihvanukum, vallahu ya’lemul mufside minel muslih, ve lev şaellahu le a’netekum, innellahe azizun hakîm.”

”O ayetler, dünya ve ahiret hakkındadır. Bir de sana öksüzlerden soruyorlar. De ki: «Onların işlerini düzene koymak, karışmamaktan daha hayırlıdır. Kendilerine karışırsanız kardeşlerinizdirler. Allah, yararlı iş yapanı bozguncudan ayırır. Eğer Allah dileseydi sizi kesinkes sarpa sarardı. Şüphesiz ki, Allah çok güçlü ve hikmet sahibidir.”

Araf 56: ”Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. ”

Araf 85: ”Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: «Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını değerinden düşürüp eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız.»”

2) Salihat hasenat farkı: Salihat iyi ve güzel işler demek olan hasenattan farklıdır. Hasenadın zıt anlamlısı seyyiattır (kötülük, çirkinlik). Bakara 277 de hasenatın zıddı seyyiat olduğunu görebiliriz. Şüphesiz iman edip güzel amellerde bulunanlar, dosdoğru namazı kılanlar ve zekâtı verenler; onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır. ” Bu ayetten salih amelin, namaz ve zekattan (hasenat) ayrı olduğu anlaşılmaktadır.

3) Hasenatın karşılığı bire ondur. Salih amelin karşılığı ise cennettir. Enam 160 hasenata 1 e on veriliyor: ”Kim bir iyilik ile gelirse, ona on katı verilir. Kim de bir kötülük ile gelirse, yalnızca onun karşılığı ile cezalandırılır ve hiçbirine haksızlık edilmez.”

HAKKI TAVSİYE: Hakkı öğütlemeyi Kuran şöyle açıklıyor: Ali İmran 104 :’ve belki içinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru olanı emreden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk çıkar: nihai kurtuluşa erişecek kimseler, işte bunlar olacak.’

Ali İmran 110 :’Siz, insanlığ(ın iyiliği) için çıkarılmış hayırlı bir topluluksunuz; doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Eğer geçmiş vahyin mensupları, (bu tür bir) inanca ermiş olsalardı, bu, kendi iyiliklerine olacaktı; (ama) içlerinden pek az inanan bulunsa da onların çoğu fasıktır’. Beled suresinde insanlığın zirvesine çıkmak (akabeden geçmek için) aynı reçete sunulurken; Asr suresindeki hakkı ve sabrı öğütlemek yerine, merhameti ve sabrı öğütlemek emredilmiştir. Buradan da hakkın, merhamete eşdeğer olduğu anlamını da çıkarabiliriz. Din, merhameti öğütlemek ve yaymaktır dersek hata etmemiş oluruz.

SABIR:

Sabır zulme ve zorluklara rıza değil zulme ve zorluklara karşı direnmektir. Ali İmran Suresinde sabredenlerin ve sabrın özellikleri açıklanmıştır. Ali İmran 146: ‘Nice peygamber, beraberinde kendisini Rabb’e adayan birçok kişi bulunduğu halde savaşmıştır. Onlar, Allah yolunda kendilerine gelip çatan zorluklar yüzünden GEVŞEMEMİŞ, ZAYIFLIK GÖSTERMEMİŞ, SUSUP PUSMAMIŞLARDIR. Allah sabredenleri sever.’ derken sabredenlerin; gevşemeyen, zayıflık göstermeyen, susup sinmeyenler olduğuna dikkat çekilmiştir.

Kuran’da sabır ‘ın anlamını kavramak için; bir de sabrın sembol şahsiyetlerinden olan Eyyüp kıssasında anlatılan ve dikkat çekilen özelliklerine de bakmak gerekir. Sad 41-42 de Hz Eyyubün sabrının ne anlama geldiği açıklanmış. ”Kulumuz Eyyub’u da hatırla, o’nun Rabbine şöyle seslendiğini: “Şeytan bana (tam bir) bıkkınlık ve azap vermektedir!” (Bunun üzerine kendisine:) “Ayağını (yere) vur: İşte yıkanabileceğin ve içebileceğin bir soğuk su!” dedik.” Bu ayetlerde Hz. Eyyübe kendisine dokunan hastalığa karşı tedavi olmak için çaba göstermesi (ayağını yere vurması) tedavi olması (içilecek ve sürülecek su ile tedavi oldu) öğütlenmektedir. Böylece sabrın hastalığa boyun eğmek değil onu tedavi etmek için çaba harcamak yani hastalığa direnmek olduğunu bizlere öğretmiştir.

Dikkat edilirse, Asr suresinde açıklanan kavramların (iman edenler, salihat işleyenler, hakkı sabrı öğütleyenler) hepsi çoğul. Yani insanlığın kurtuluşu, ziyandan kurtuluş toplulukla, ve birlikteliklerle, yoksa inzivada ve bireysellikte değil. Asr suresi bize insanlardan ve toplumdan kaçarak veya tek başına yaşayarak kurtuluşun ve ziyandan kurtulmanın mümkün olamayacağını, toplumun içinde öncülerle birlikte toplumu ıslah etmeye çalışanların hem dünyalarını hem de ahıretlerini kurtarabileceklerini anlatır.

Sevebilirsin...