Aktif İyi Olmak İçin

“Kalk ve uyar!”

Son Nebi’ye gelen bu ilahi emrin açılımı şudur: Kalk ve kaldır. Aktif ol ve aktifleştir. Harekete geç ve harekete geçir.
Bu emir, dünyanın en iddiasız insanını, dünyanın en iddialı insanı yaptı. Bu emrin muhatabı eliyle başlayan hareket, yeryüzünün gördüğü en kapsamlı iman hamlesi oldu. Bu hamlenin rehberi, bu emri aldıktan sonra, bir daha hiç pasif olmadı.
İyiler yatarsa, iyilik de yatar. İyiliğin yatıp kötülüğün kalktığı bir dünyanın iyi olmasını beklemek nafiledir. Böyle bir dünya iyilere zindan, kötülere saraydır. Dünyanın bu hale gelmesine seyirci kalmak, insana verilen “hilafet” görevine ihanet etmektir.
Ey kötülükten ve kötülerden şikâyet eden insan! Şikâyet etme! Kalk ve uyar. İyi bil ki, şikâyet ettiğin o kötüler, annelerinden kötü doğmadılar. Onlar da, dünyanın tüm çocukları gibi, başlangıçta iyi idiler. Fakat yatan iyi idiler. Onlara, “kalk ve uyar” diyen olmadı. Onları, elinden tutup kaldıran ve uyaran olmadı. Aktif iyiler tarafından tutulmayan o eller, aktif kötüler tarafından tutuldu.
***
“Kalk ve uyar” emrinin ilk muhatabına, önceleri “el-emîn/güvenilir” denilirken, sonraları neden “el-mecnûn/deli” denildi? Neden önceleri övülürken, sonraları sövüldü? Neden önceleri sevilirken, sonraları dövüldü, hatta hayatına kastedildi?
Bunun bir tek cevabı var: Pasif iyi olmaktan çıkıp, aktif iyi oldu.
Pasif iyilerin göz ardı ettikleri bir gerçek var: İyiliğin pasif olduğu her yerde, kötülük kendiliğinden aktif hale geliyor. Bu, kötülüğün tabiatı icabıdır. Kötülük karanlık gibidir. Bizatihi var değildir. Aydınlığın yokluğu halidir. Soruyorum kendi kendime: İyilerin tümünün pasif olduğu bir dünyada, iyilik yaşar mıydı?
Cevabım “asla” oluyor. Zira fıtrat iyi üzerine formatlanmıştır. Hazreti insan, en iyidir. En iyi bozulunca, en kötü olur. Yatan iyi olmak yetmez. Zira pasif iyi, iyi değildir. Her pasif iyi, aktif kötünün teşvikçisidir. En yaman çelişkilerden biri de, pasif iyilerin aktif kötülerden şikâyet etmesidir. Birileri çıkıp, onlara, “Sayenizde beyim” demeli.
***
Kur’an iki tür iyilikten söz eder: Hasenât ve sâlihât. İlki kişinin kendine dönük iyilikler, ikincisi üçüncü şahıslara dönük iyilikler. Sâlihât, ifsat edileni ıslah edici olan eylemdir. Salih amel budur. Kur’an’da hasenât’ın karşılığı bire on, sâlihât’ın karşılığı cennettir. Hasenât pasif iyilik, sâlihât aktif iyiliktir.

Aktif iyi olmak isteyenlere, elinizde tuttuğunuz kitap formüller önerir. Bu formüllerin ilki 3A formülüdür: Aşk-Adanmışlık-Aidiyyet. İkincisi 3U formülüdür: Umut-Uyum-Ufuk. Elinizde tuttuğunuz kitapta bu usul, sırf kodlaması kolay olsun diye kullanılmıştır.
Hayatın imbiğinden süzülmüş olan bu eser, eğer bir tek iyiyi pasiflikten vazgeçirip aktif kılabilirse, amacını gerçekleştirmiş sayılacaktır.

Ey “Nasip meselesi” diyen! Nasip meselesi değil, talep meselesi! Talep et, nasip olsun.

Mustafa İslamoğlu
10 Muharrem 1434/24.11.2012